logo

Stratejist

N. Alper ESEN

N. Alper ESEN



05 Mayıs 2019, 02:00

Alper Bey, sizi tanıyarak başlayabilir miyiz sohbete ?

Erzincan Tercan’lıyım. 1966 doğumluyum. Bir Ramazan ayı Cuma günü 15.30’ da doğmuşum, burcum oğlak, yükselenim ikizler. İstanbul Üniversitesi İşletme ve Sosyoloji okudum. 1988-89 da mezun oldum. 1997 yılında Yeditepe Üniversitesi’nde Uluslararası Ticaret Hukuku üzerine yüksek lisans eğitimi aldım.

Psikoloji, sosyoloji, siyaset özellikle diplomasi benim ilgi alanlarım. Bu alanlarda çok çalıştım. Uluslararası, çok uluslu kimya endüstrisine lobicilik yaptım. Siyasi ve ekonomi lobicilik yaptım. Sivil toplumculuğum var. Çok uzun yıllar bir işadamları derneğinin üyesi idim, yönetiminde çalıştım. Teşkilat başkanlığı, iletişim başkanlığı yaptım. Başka bir Sivil Toplum Kuruluşunun kuruculuğunda bulundum. Kurucu başkan yardımcılığında bulundum. Siyaset ile uğraştım. Yaklaşık 4-5 seneden beri de aktif siyasetin biraz dışındayım. Sivil toplumculuğu da yavaş yavaş azalttım, çok fazla ilgilenmiyorum

İnsiyatifimiz var, gençler ile oluşturduğumuz ODAK isminde. Bir de iletişim, stratejik iletişim, politika danışmanlığı yapıyorum. Sosyal medyada ve bazı haber sitelerine yazı yazıyorum. Televizyon programlarım var, onlarla ilgileniyorum.

İki tane kızım var. Büyüğü Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji mezunu, önemli bir holdingde çalışıyor. Küçük kızımda Koç Üniversitesinde burslu olarak Uluslararası İlişkiler Sosyoloji okuyor.

Kendinizi tanımlayacak olursanız, nasıl bir insandır Alper Esen ?

Mücadeleci bir adamdır. Fakat bu mücadeleciliği , mücadeleye değer insanlar veya mücadeleye değer fikirler üzerinden yapmayı yeğler eğer mücadeleye değmeyeceğine inandıysa da oyundan çekilir. Çünkü boşu boşuna efor sarfetmenin ya da mücadele edip kendini ya da mücadele ettiğini düşündüğü şeyi yıpratmamasınında gereğine inanır. Bu önemli benim için.

Çok okur, çok araştırır, çok dinler, gençlerle sohbeti çok sever. Gerçekten toplumsal ahlakın önemine inanır. İnsanların bireysel hata ya da günahlarıyla çok ilgilenmez ama toplumsal günah ve hatalarla ilgilenir. Temelin, esasın bu olduğunu düşünür. İletişim yönüyle de herkesle iletişim kurabilecek bir yapısı vardır.

Hayat felsefenizi sorsam ?

Hayat felsefem, tabii tek bir cümle ifade etmek çok kolay değil. Fakat ben aileye, aile değerlerine inanırım. Başarı odaklı, hedef odaklı başarının değil de değer odaklı başarının olması gerektiğine inanırım. İletişim kurmak için de haysiyet temelli bir iletişim kurma modelinin varlığına inanırım. Kişisel gelişim benim için önemlidir, psikolojik gelişim de benim için önemlidir. Psikolojiye de epey ilgi duyuyorum, okumuş ve araştırmışlığım da var. Dolayısı ile benim için önemli olan karşılıklı haysiyet temelli iletişim ve değerler.

Geçmişten günümüze, tarihten kime, kimlere mesafeli durursunuz ?

Hiç kimseye hiçbir mesafem yok. Hemen hemen her yazarı, her fikri, her ideolojiye dair her kitabı okur hiç ayrım etmem. Böyle olmasının gereğine inanıyorum. Çünkü savunduğumuz ideolojiyi ya da savunduğumuz değerleri hakkı ile savunabilmek ve de onlarla ilgili bir şeyler ortaya koyabilmek için başka fikirlerin, başka ideolojilerin, başka değerlerin, başka inançların varlığını kabul edip onları öğrenmek zorundasınız ki siz de kendi değerlerinizi hakkı ile savunabilesiniz. Tarihten de hiçbir kimse ile mesafem yok. Herkesin tarihte ki rolünü oynadığını, kimine göre başarılı olduğunu, kimine göre başarısız olduğunu düşündüğümüzde, herkesin kendi değerine önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çok isabetli öngörülerinizin olduğunu biliyorum. Bunu neye bağlıyorsunuz ? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bir kere çok okumak lazım bir.  Çok araştırmak lazım. Çok dinlemek lazım. Her kesimle bir araya gelmek lazım ayırım etmemek lazım. Önyargısız bir araya gelmek lazım. Bunları birleştirdiğinizde ve yaşadığınız tecrübeleri de üzerine koyduğunuz da dünyayı okuyabilmek daha kolay. Çok detay okumalardan ziyade büyük resmi okumaya çalışmak lazım. Bir de mutlaka ön sezgilerinize ehemmiyet vermek lazım. Benim yaptığım şu, bütün bu okumaların yani bütün bu değerlendirmelerin benim için üç yönü var. Bir kesinlikle tecrübe, iki okumalar yani kitap okumaktan bahsediyorum, üç sezgilerdir. Üçünü birleştirdiğinizde mutlaka stratejik değerlendirmeler elde ediyorsunuz. Bunları ortaya koyduğunuzda çok yönlü düşünme sistematiğine sahip oluyorsunuz ve aslında görünenin bir de görünmeyen tarafının da olduğunu fark edip görünmeyen tarafı değerlendiriyorsunuz. Ben hep görünmeyen tarafı değerlendirerek öngörüde bulunuyorum.

Günümüz siyasetini değerlendirmenizi istesek ?

Bir 17 senelik Ak Parti iktidarı dönemi var. Yani son 2 senesini ittifak ya da adına koalisyon diyebilirsiniz, ne derseniz deyin son 2 senesini ittifakla yürüttüğü  bir Ak Parti iktidarı var Türkiye’de. Çok başarılı şeyler yaptı. Hiç kimse bunu yadsıyamaz. Ben bunların arasında, Tayyip Beyin en önemli stratejik hamlesinin Türkiye’deki medya tröstünü kırması olduğunu değerlendiriyorum. Çünkü o medya tröstünün kırılması yaptığınız iyi şeylerin insanlara akmasını, yansıtılmasını sağladı. Bu bir, iki üniversiteleri başarılı stratejik hamle olarak değerlendiriyorum. Evet, çok üniversite var, çok başarılı olup olmadıkları tartışılıyor ama bir üniversite ancak kurulduktan 20 sene sonra bir jenerasyon geçtikten sonra değerlendirilebilir. Üçüncü olarak da hava limanları ve yolları stratejik hamle olarak görüyorum. Bunlar da tabii medeniyetin ve birbiri ile olan iletişimin çabuklaşmasını sağladı.

Fakat son dönemdeki diplomatik hamlelerin çok yeterli olduğunu düşünmüyorum. Dolayısı ile ekonomide bugün yaşadığımız sıkıntıların, ekonominin bir sonuç olduğuna inandığımdan ekonomideki sıkıntıların siyasetin bir sonucu olduğunu dolayısıyla bunun da dış siyasetin bir sonucu olduğuna inanıyorum. Burada ki bence en büyük sıkıntı diplomatik olarak diplomaside ki yaşadığımız sıkıntılar. Siyasette bir sıkıntı var bir sıkışmışlık var. Ak Parti’nin artık tek başına iktidar olmamasından dolayı yaşanılan sıkıntılar var. Bu da çok kolay aşılabileceğe benzemiyor. Çünkü siyaset biraz bu şekilde yer almaya ve yön almaya başladı. Türkiye’deki siyaseti şu anda eskisi gibi sekiz on sene önceki gibi çok rahat olarak görmüyorum artık. Alternatifleri de çok şu anda.

Türkiye İttifakı için neler söylemek istersiniz ?

Şimdi ne kastettiğini kendisi birkaç defa söyledi. Çünkü soru işareti yarattı aslında kızgın demiri soğutmak, Türkiye İttifakını sağlamak ile kastettiği; işte yeniden bütün Türkiye’nin birlik ve beraberlik içerisinde yer aldığını görmek olarak algılıyoruz ama bu çok kolay değil. Çünkü var olan bir ittifak var, adı cumhur ittifakı  ve cumhur ittifakının köklendiği , temellendiği şey beka ve güvenlik yani daha doğrusu güvenlik. Haklı tarafları çok var. Çevremizdeki işte Suriye’deki sıkıntılar, Irak’ta hala çözülmeyen sıkıntılar, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de yaşanan sıkıntılar özellikle enerji kaynaklı sıkıntılar var ki bunların tamamı enerji kaynaklı sıkıntılar yani enerji bölgelerine hakim olmak, enerji ve enerji fiyatlarını kontrol etmekten bahsediyorum. Dolayısıyla Türkiye İttifakı aslında terminolojik olarak doğru bir ifade fakat bunu sağlayabilmek zor. Çünkü Türkiye’deki siyasi kırılmışlık ve siyasi kutuplaşma ki bu çok büyük problem değil bence siyasi kutuplaşma, olabilir çok mantıklı, herkes birbiri ile aynı düşünmek, aynı inanmak zorunda da değil. Ama bu Türkiye İttifakını oluşturmaya çalışmak yani bunun stratejisini ortaya koyup sonradan bunu operasyonel olarak taktikleri ile birlikte sahaya sunmak arasında ciddi bir fark olabilir. Bu fark da var olan Cumhur İttifakını zedeleyebilir, bu konuda da Devlet bey, birkaç çıkış yaptı. Dolayısıyla Türkiye İttifakı nasıl sağlanacak bilmiyorum ancak sahada sağlanabilir diye düşünüyorum. Bunu da ortaya koydukları stratejiyi yönetmeye operasyona yönelik hareketleri ile ancak göreceğiz.

Türkiye İttifakının, kabine değişimi yapılarak gerçekleştirileceği duyumları var siz ne düşünüyorsunuz?

Bende duydum yani çeşitli partilere mensup ya da çeşitli partilere inanan birtakım isimlerin yeni kabine de oluşturulacağı yönünde.Bu kolay değil .Çünkü şu anda cumhur ittifakı ortağı olan MHP’nin, bunun tersinde ne yapacağı, ne düşüneceği önemli.Tabii Türkiye’deki siyaset biraz sert söylemlerle vücut buluyor. Ben siyasette dün dündür, bugün bugündüre inanırım. Siyasetteki ilke, dün ne söylüyorsan bugünde aynısını söylüyorsun olmuyor. Bugün Türkiye’de de yok dünyada da yok. Siyasette te bunun etkilerini görüyoruz. Birbirleri ile çok sert söylemlerde bulunan siyasilerin yeniden bir araya gelmesi çok kolay değil. Hele bugün birtakım ekonomik sıkıntıların ve siyasi sıkıntıların yaşandığı bir dönemde yeniden bir araya gelmek ve birbirine yeniden güvenmeye çalışmak ta kolay değil, zor olucak. Bunun için yeterli zamanımız var mı? Bu da ayrı bir soru. Biz Türklerde şöyle bir özellik var biz her şey kötü giderken yeni şeyler arıyoruz aslında her şey iyi giderken yeni şeyler aramak, kafanızın daha rahat olduğu dönemde yeni şeyler aramak ve uygulamaya koymak daha rahat.

Türkiye İttifakı kavramının ortaya atılmasının sebebini tek kelime ile nasıl ifade edersiniz ?

Siyasi sıkışmışlık.

Siyasi sıkışmışlığın aşılması için yeni bir partiye ihtiyaç var mı ? Sizin seçimlerden önce bir öngörünüz vardı. 2019 yılında yeni bir partinin kurulacağı ve erken seçimin olacağı şeklindeydi. Halen bu öngörünüzün geçerli olduğunu düşünüyor musunuz? Sizin kurulacağını ve başarılı olacağını öngördüğünüz parti Ahmet Davutoğlu’nun mu, Ali Babacan’ın mı kuracağı parti ?

Bugün Cumhur İttifakının bir ortağı yani MHP, daha çok milliyetçi söylemlerle gündem alan bir parti. Ak Parti kurulurken Sayın Erdoğan’ın bahsettiği biz ideolojisiz bir parti olacağız söylemi ile Muhafazakar Demokrasi denilen yeni bir sistematik kazandırması çalışmasıyla ideolojisi olan ve bunu milliyetçilik temellerine dayandıran bir ideolojinin birleşmesi kolay değil. Bir ideolojisi var olan partinin ideolojisizliğe doğru gitmesi söz konusu olamaz. Ya Ak Parti bir ideolojiye doğru  ortağının ideolojisine doğru kendini yönlendirecek ya da var olan ideolojisizlik söyleminde ittifakın varlığı  ya da bütünlüğü çok kolay yürümeyecek. Çünkü eğer milliyetçilik söylemi ile devam ederseniz Türkiye’deki çeşitli etnik grupların da sizlere inanmasını sağlamak lazım. Zaten bir tarafta bu ideolojiyi savunan bir parti var ve onun oy oranı ve gördüğü ilgi belliyken sizin de aynı ideolojiyi paylaşarak o oy oranını artırmayı düşünmeniz hayalcilik olur. Dolayısı ile bir kere bu kararın verilmesi gerekir. Biz bunu sürdürecekmiyiz ? yoksa bizim ideolojimiz ne ? ya da biz bu ideolojiyle birlikte hareket ederek o ideolojinin etkisini oy oranını artırabilecek miyiz? Bu kolay değil. Hiç kolay değil.

Siyasi partiler genelde ülkelerde işte bizim gibi ülkelerde özellikle siyaseten sıkışmışlığın sonucu ortaya çıkar. Mesela işte Ak Partinin ortaya çıkması, 28 Şubat süreci ile başlayan ANASOL M ile devam eden ülkede birtakım siyasi ve sosyolojik sıkıntıları ortaya çıkaran ardından da ekonomik krizi tetikleyen bir sürecin sonucunda doğdu.

Bugüne kadar bir siyasi partinin ortaya çıkması kolay değildi çünkü çok güçlü bir iktidar vardı, çok güçlü bir siyasi parti vardı ve işlerde yolunda, rayında gidiyordu. Fakat daha sonra 2013 yılındaki gezi olayları ile başlayan ve daha sonra 17/25 de devam eden bir süreç yaşadık ve en son o hain darbe girişimi ile ülkede ciddi manada siyasi güvenlik ve ekonomik sıkıntılar oluşmaya başladı. Bunlar dış kaynaklı, iç kaynaklı ne olursa olsun çok önemli değil. Fakat böyle bir realite var artık yani sebeplerini günlerce tartışabiliriz ama böyle mi realite var. Dolayısıyla bu siyasi sıkışmışlık içerisinde zamanla da iktidarın en büyük ortağı Ak Parti içerisinden ayrılanlar, kendilerini dışarıda hissedenler, dışlanmış hissedenler ya da memnun olmayanların varlığı da ortada. Dolayısıyla bu siyasi sıkışmışlığın içerisinde yeni bir siyasi partinin doğacağına inanıyorum. Liberal ekonomiyi benimseyen, değerlerimize önem veren merkezde bütünleştirici bir parti mahiyeti ile ortaya çıkacaktır.

 Sayın Davutoğlu’nun da toplumda bir karşılığı var, Sayın Babacan’ın da bir karşılığı var. Ne olursa olsun çok eleştirilmiş olsa da Sayın Abdullah Gül’ünde bir karşılığı var. Görünen Davutoğlu’nun farklı bir yöntem izlediğini görüyoruz, henüz Babacan’dan bir ses çıkmadı, kendini ortaya koymadı henüz fakat Abdullah Gül çok yıpratıldı bu dönemde. Ben sanki Abdullah Gül’ün bu dönemde bir paratoner vazifesi gördüğünü düşünüyorum, bütün bu tepkileri kendi üzerinde toplayan ve belki de Sayın Babacan’ın bu tepkilerden yıpranmışlıktan uzak tutmuş belki de bilinçli bir şey olduğunu düşünüyorum. Bu noktada tabii kendileri de bir kamuoyu araştırmaları da yaptırıyorlardır ama sanki bu biraz daha Ali Babacan’a doğru kayacakmış gibi gözüküyor.

Birteksiyaset haber sitemizin röportaj davetini kırmadığınız ve yine haber sitemizde yazılarınızı okurlarımızla paylaşma talebimizi geri çevirmediğiniz için çok teşekkür ederiz.

05.05.2019/Ataşehir/İSTANBUL

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.